Allah Türkçe biliyorsa, ibadetler neden Arapça? – Mesken

Allah Türkçe biliyorsa, ibadetler neden Arapça?

Her dilin kendine has özellikleri vardır. Bu nedenle hiç bir tercüme orijinalinin yerini tam manasıyla tutamaz.Ayrıca Arapça çok zengin bir dildir ve bir kelimenin kendine göre ve bulunduğu cümle itibariyle birden fazla manası olabilir. Tercüme ettiğimizde ise bu manalardan sadece birini yansıtabiliriz. Bir örnek verecek olursak Rabbimiz tarafından farz kılınan abdest, “başınıza meshediniz” emriyle gelmiştir. Dünyanın en zengin dillerinden biri olan Arapça’da bazı kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazen “güzelleştirmek”, bazen “bazı” anlamını vermek, bazen de “bitiştirmek” anlamını vermek için kullanılır. Abdest ayetindeki “ruusiküm” kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamları farklı anlamlarla yorumlamış ve bundan farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bu durumda, ‘b’ harfi her üç anlama da gelmektedir. Burada da görüldüğü üzere tercümede bu 3 anlamdan sadece birini yansıtabiliriz. Dilin tercüme edilmesi durumunda anlamı daralttığımız gibi tercüme edilen dildeki karşılığı bazen tuhaf durumlara yol açabilir. Mesela ismi İsmet olan birisi tercümesi olan temizlik kelimesi ile çağrılsa, yani İsmet Bey yerine, Temizlik Bey denilse ne kadar garip olurdu değil mi? Bir ismin bile tercümesini söylemek çok tuhaf olurken namazdaki sureleri Türkçe olarak okumak nasıl caiz olur?

Bir topluluğu bir araya getiren bazı unsurlar vardır. Örneğin bir milletin marşı, milleti bir araya getirmek ve millet ruhunu pekiştirmek için önemli bir unsurdur. Örneğin, İstiklal Marşımızı düşünelim. Bu marş, milletimizin mazide verdiği bağımsızlık mücadelesini, kazandığı zaferleri, yapılan fedakarlıkları temsil eden sözlerden oluşur.

Ancak, bu marşın farklı lehçelere çevrilmesi durumunda bu birlik ve beraberlik hissi zedelenebilir. Marşın anlamı ve ifade ettiği duygular, dilin özgünlüğünde ve bir bütün olarak ifade edildiğinde tam anlamıyla hissedilir. Farklı lehçelerde veya dillerde çevrilen marş, orijinal ifadesinin gücünü kaybedebilir ve toplum içinde bir ayrışma veya kopukluk yaratabilir.

Bu örnekte olduğu gibi, bir milleti veya topluluğu birleştiren semboller, dil ve marş gibi unsurların korunması ve özgünlüğünün sürdürülmesi, ortak kimlik ve dayanışmanın güçlenmesine katkı sağlar. İşte aynı şekilde Müslümanların tek bir ortak dilinin olması tüm müslümanlar arasında bütünlüğün sağlanması adına önemlidir.

Bir çok milletten insanın inandığı İslam dininde herkesin kendi diliyle ibadet etmesi aynı zamanda büyük karışıklığa da sebep olacaktır. Mesela Hac vazifesinde yapılan Telbiye duasını (Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l mülk, lâ şerîke lek) herkes kendi dilinde yapması durumunda nasıl bir karmaşaya yol açabileceğini sizler de hayal edebilirsiniz. Diğer bir ibadet olan namazı ele alacak olursak, hangi dilden ve ırktan olursa olsun, dünyanın bütün noktalarında oturan, farklı ırklardan olup farklı dilleri konuşan bütün Müslümanların birlikte namaz kılabilmeleri, aynı sureleri aynı dilden okumaları için tümünün aynı ibadet dilinde birleşmeleri gerekir. Uluslararası bir toplantı veya kongrede nasıl ki herkes, kendi dilini değil herkesin bildiği ortak bir dili kullanır, aynı şekilde tüm Müslümanların yılda bir kez bir araya geldikleri toplantı mahiyetinde olan Hac ibadetinde veya günde 5 defa omuz omuza ifa ettikleri namaz ibadetinde de ortak dil olan Arapça kullanılır. Zaten bizler ibadetlerimizi Allah **nasıl emretmişse ve Allah Resulü (asm.) nasıl tarif etmişse öyle yapmamız gerekmektedir.

Son olarak şunları ifade edebiliriz; Nasıl bir işe girmek için üniversite bitmek yetmiyor, artık bir hatta iki yabancı dil bilmek gerekiyor. Bunun için dil kurslarına gidiyor, sınavlara giriyoruz. Acaba geçici dünya menfaati için bu kadar çaba sarf ederken ebedi kurtuluşumuzun anahtarı hükmünde olan Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek için bir gayret göstermememiz ne kadar akıllıca olur?

Facebook
WhatsApp
Twitter
LinkedIn